|
Kurumumuz Tarsus Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi ilk olarak bugünkü Hilmi Seçkin Caddesi üzerindeki binada 1973 yılında hizmete girmiştir.İlk Başhekimimiz Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr.Yusuf BAYRAKTAR idi.
Bundan sonra sırasıyla şu anki Tarsus Devlet Hastanesi içinde bulunan Başhekimlik binasında,eski Doğumevi binası bünyesinde,Maliye binasında ve Özel Ali Kaya KÜRKLÜ Hastanesinde hizmet veren kurumumuz son olarak Mart 1998 tarihinden itibaren şu an bulunduğu Öğretmenevi bitişiğindeki İlçe Özel İdare Binasındaki yerinde hizmet vermektedir.
Kurumumuzda Uz.Dr.Yusuf BAYRAKTAR'dan sonra sırasıyla Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr.Ali Kaya KÜRKLÜ,Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr.Turan ERGENE başhekimlik görevini yapmışlardır.Şu anda halen Başhekimlik görevini Aile Hekimliği Uzmanı Dr.Ali CERRAHOĞLU yürütmektedir.
İLÇEMİZİN TARİHÇESİ
Tarsus Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biridir.Kentin geçmişi M.Ö.5000'lere yani günümüzden 7000 yıl öncesine kadar uzanıyor.Tarsus yakınlarındaki Gözlükule Höyüğünde yapılan kazılarda değişik medeniyetlere ait 33 katmana rastlanmıştır.Bugün denizden 14-15 km uzakta olmasına rağmen o dönemlerde Tarsus bir kıyı kentiymiş.
TARSUS adının bir Asur Tanrısı olan Şanta Baal Tarz'dan geldiği rivayet edilmektedir.Tarsus ve çevresi M.Ö.17.yüzyılda Hititlere bağlı olarak TARŞA adıyla yönetiliyormuş.Kizzuvatna Krallığı'nın sınırları içine giren kent, daha sonraları Tarsos adıyla Kilikya Krallığı'nın başkentliğini yapmış.
KİLİKYA adı tarihçi HERODOT'a göre Boğa kılığına giren Zeus'un, Fenike Kralı Agenor'un oğullarından kız kardeşleri Europe'yi kaçırması ve kızkardeşini aramaya çıkan Kilix'in bir süre sonra buraya gelip yerleşmesinden sonra bölgeye verilmiş.
Kilikya M.Ö. 1.yüzyılda ROMA İMPARATORLUĞU'NA bağlanmış ve M.S 395 yıllarına kadar kent o dönemde verilen TARSUS adıyla anılmış ve günümüze kadar ismi değişmeden gelmiştir.M.S. 395-637 yılları arasında bölge DOĞU ROMA İmparatorluğu'na bağlı olarak kalmış.611 yılında SASİNİLER'in egemenliğinden sonra sırasıyla Araplar'ın , Abbasiler'in ,Mısırlı Tulunoğulları'nın, Selçuklular'ın, Moğollar'ın , Haçlılar'ın ,Ermeniler'in, Memluklar'ın, Ramazanoğulları ve Karamanoğulları'nın egemenliğinden sonra kent OSMANLILAR'ın yönetimine geçmiş.
Birinci Dünya Savaşından sonra bölge Fransız ve İngiliz işgaline uğramış ve 1921 yılının sonlarıyla 1922'nin başlarında işgalin bitmesiyle Türkiye Cumhuriyeti'ne katılmış.
Tarsus antik çağda nehir tanrısının oğlu anlamına gelen KYDNOS, Araplar döneminde ise soğuk su anlamına gelen BERDAN Çayı'nın kıyısında kurulmuş ,Mersin'e 27 km. , Adana'ya 42 km uzaklıkta Mersin'e bağlı en büyük ilçedir.Ayrıca Tarsus şu anda Türkiye'deki 58 vilayetten daha büyüktür.
Tarihi, dini ve turistik açıdan Tarsus adeta bir açık hava müzesi gibidir. Geçmişte kurulan birçok uygarlığın sınırları içine girmesinden dolayı Tarsus, bu dönemlerden günümüze kadar varlığını sürdüren birçok esere ev sahipliği yapmaktadır. Bunlardan ilki ünlü Yediuyurlar (Eshab-ı Kehf) Mağarasıdır. Zamanın Roma İmparatorunun zulmünden kaçan 8 müslüman evliya(Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Debernuş ve Kefestetayyuş), köpekleri Kıtmir ile birlikte dağlar arasındaki ıssız bir mağaraya sığınırlar ve burada tam 300 yıl uyurlar. Uykudan ilk olarak Yemliha uyanır ve hemen yiyecek almak için şehre iner. Elindeki paranın çok eski olduğu anlaşılır ve hikayesini herkese anlatır fakat kimse bu hikayeye inanmaz. Daha sonra mağaraya giden insanlar sadece içinde 7 yavru kuşun olduğu bir yuva görürler. Yüzyıllar boyunca anlatılan bu hikaye efsane haline gelir ve Yediuyurlar Mağarası Tarsus'un önemli simgelerinden birine dönüşür. Yolu Tarsus'a düşen hemen her turist kafilesi ve hac mevsiminde de hacı adayları bu mağaraya uğrayıp dilek tutar ve dua ederler.
Tarsus'un din turizmi açısından çok önemli bir simgesi de St.Paul (Aziz Pol/Senpol) Kilisesi ve Kuyusudur. M.Ö. 1. yüzyıl ve M.S. 395 yılları arasındaki Roma İmparatorluğu hakimiyeti döneminde yaşamış olan Aziz Paulus aslında bir çadır dokumacısıydı. Hayatı aniden bir mucize ile değişti. İncil'de anlatılanlara göre bir gün Şam'a giderken gözleri tanrı tarafından kör edildi ve 3 gün boyunca göremedi. Daha sonra Hz.İsa, Hananya isimli bir inananını gönderdi ve Aziz Paulus'un gözlerini açtırdı ve onu Hıristiyanlığı yaymak üzere görevlendirdi. Bunun üzerine Aziz Paul, hayatını Hıristiyanlığı yaymaya adamış ve yollara düşmüş. Yanındakilerle birlikte Akdenizde ilk Hıristiyan kilise ve cemaatlerini kurmayı başaran Aziz Paul, M.S. 46'da başlayan misyonerlik çalışmalarını İspanya'ya kadar götürmeyi amaçlamış. 1862 yılında, Tarsus'ta yaşayan Ermeni Topluluğun isteği ile Aziz Paul Kilisesi inşa edilmiştir. Bu azizin yine kendi adıyla anılan kuyusu da bulunmaktadır ve en az kilise kadar meşhurdur. Kudüse hacı olmak için giden ve yolculuk sırasında yöreden geçen bazı Hıristiyanlar ve birçok turist kafilesi, kutsal sayılan St.Paul Kuyusunun suyundan içmek için her yıl buraya uğrarlar.
İlçenin güneydoğusunda bulunan Gözkükule Höyüğü de ilçenin arkeolojik açıdan çok önemli değerlerinden biridir. Burada yapılan kazılarda Neolitik dönemden İslam dönemine kadar çeşitli eserler bulunmuştur. Bu bölge ilk çağda aynı zamanda Tarsus Limanı olarak da kullanılmıştır.
M.Ö.41 yılında ünlü Mısır kraliçesi Kleopatra, sevgilisi Romalı General Antonius ile buluşmak üzere Tarsus'a geldiğinde, o zamanın limanı olan Gözlükule'de büyük bir törenle karşılanmışlar ve deniz kapısından şehre girmişler. İşte bu nedenle bu deniz kapısına Kleopatra Kapısı deniyor. Bu eser, Tarsus'taki tarih turizminin önemli parçalarındandır ve sık sık yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret edilir.
Yine Tarsus'un çok önemli dini değerleri arasında olan ve bulunduğu mahalleye adını vermiş olan Makam-ı Şerif Camii, içinde Hz.Danyal Peygamber'in makamı bulunduğu için bu isimle anılıyor. Danyal Peygamber, 2. Babil Kralı Nebukadnesar zamanında yaşamış ve Yahudileri Babil esaretinden ilmi ve kehanetleriyle kurtarmış bir peygamberdir. Cami, günümüzde halen kullanılmaktadır.
Yine bir çok yörede de çeşitli efsanelere konu olmuş ŞAHMERAN (Yılanların Şahı) efsanesinin de burada adını da verdiği bir hamamda gerçekleştiğine inanılmaktadır.Efsaneye göre amansız bir hastalığa yakalanan Tarsus Beyi'ni iyileştirecek tek şeyin yılanların şahı olan Şahmeran'ın kanı olduğu söylenince bir hamamda saklandığı söylenen Şahmeran ,Bey'in adamlarınca yakalanıp öldürülür ve bunu duyan yılanlar şehri basıp halkı öldürürler. Hikayenin bir başka versiyonunda ise Bu kez Şahmeran o zamanki Tarsus Beyi'nin kızını hamamda yıkanırken görür ve aşık olur ,onu elde etmek için hamama gelir ve bunu duyan askerler onu hamamda öldürür ve yılanlar şahlarının öldüğünü duyunca şehre inip tüm halkı öldürürler.
Tüm bu eserlerin yanında bereketli toprakları(dünyaca tanınan Tarsus Beyazı Üzümü,zeytinlikleri,seracılığı), doğal güzellikleri, güçlü tarım ve turizm potansiyeli, hızla gelişen sanayisi ve artan nüfusu, zengin kültürü ve kendine özgü mutfağı(Kebap,içli köfte,analı-kızlı yemeği,humus,şalgam,cezerye,kerebiç talıları) ile Tarsus, Akdeniz bölgesinin en ilgi çekici, en hızlı büyüyen ve gelişen kentlerindendir. |